AnAsAYfA

ArŞiV

pROfİL

Son Yazılar

Kategoriler

menekşe

 

 

 

Rüzgâr her yönün sesi bu sabah

Dokunuyor bam teline bir şeyler

Soğukta var haylice

Haliyle hissettiriyor kış kendini

Yakınca varlığıyla sım sıcak

Karıştırıyorum kendimi uçuşan şeylerin arasına

Bulunmaz zayilikler kuruyor gözlerimde

Kaçamıyorum yıkıntıların altından

Aynalar aşk ediyor şamarlarını,

Damarlarıma abanıyor zamanlar

Tanınmayacak kadar hırpani esbaplarım

Bitpazarında eskilerim satılıyor

Kimse kimseyi tanımıyor içimde

Düşlerim firari……………………………………

 

 

***

 

 

İşte olan oldu..

Sonunda ben öldüm menekşe…

Kimseye bir şey söylemeden..

Neden diye sormadan…

Ha varmış ha yokmuşum gibi..

Birden öldüm menekşe…

Fark edilmeden gömdüm kendimi..

Ölmüş bir yaprak altına…

Bir top kaçtı oyundan

Çocuklar koştu ardından

Üzerime bastılar menekşe…

Hiç sesim de çıkmadı…

Karanlık geldi sonra..

Daha da kayboldum aydınlıklardan…

Birkaç damla yağmurda yağdı menekşe..

Hiç üşümedim

Hiç korkmadım da bu sefer

Olan oldu bir kere

Ve sonunda ben öldüm…

Var gibi görünüyorum ya;

Aslında görünmüyorum

İnanmazsan bak

Yoğum işte..

Olan oldu  ve sonunda ben öldüm menekşe……………….

 

 

***

 

Belki bir zannı ihraktır

Belki emanlarım ademi bir hülyadır

Hilaf-ı savtım işgüzardır

Kizb-i çoban misali……..Belki ..kim bilir………….

 

 

 

***

 

 

Kaçmazam har’ından nar’ın..

İsterim, ataşın güllerinden bir İbrahim çıksın

Bir defa yandıysa şu meşaleyi Suzan

Dilerim boşa yanmasın……………………….

 

 

 

***

 

 

Kalbim ateşten dağ yaptı

Taşlı maşlı bir dağ

Yek pare kayaları var dümdüz

Kaçak köçek sızmaları da var

Görmezden gelip çiziklerini yol diye bırakmış

Kılıçtan keskince kıl kadar mı bilmiyorum

Seçilmiyor buğulu havasından çehresi

Kaç yüzümüz var ki yıpranmamış

Köklü intizarları var itizar yüklü

Şak etsin diye başı göğe varmış duvarları……………………

 

 

 

***

 

 

m.safitürk

 

 

 

 

 

 

 


 

16/12/2009 | Kategori: musevves | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Hüznün davetsiz misafirleri...

 


Bazen davetsiz misafirleri oluyor hüznün..Ayıklamak ta lazım ya olmuyor…karışıyor ulvisi suflisi bir birine…Ayrıştırmak ve  tefrik etmek  basiret ve inayet işi ve bir kavi manadır ki; Hidayet yani…

Bir de duçar olmak var..Hani teklif muktezasınca..İmtihan iktizasınca…Acz ve zaaf miktarınca…Mükerrem fıtratın hakikati taharrisinde mazhar olduğu ahlakı hasene..ve ya yanlış mübaşeretler ..dokunmaklar karışıp karıştırmaklar…

Ve beyazla siyahı fark edemeyerek, zannı galib bir hayaletle rüyaya saplar kendini...

Tabir-i hayrolsun metrajı kısa ölümlerin..Uyur uyanırsın uyuyup uyanamayacağım sabahlara doğru ya..Bir sürü sürüsüz göçerler uğrar sağanlığına fikrin…Harmanlanır her şey..Hangisi kudretten hangisi hikmetten..hangisi arzu-i efkardır hangisi hayal..Hangisi hakikattir hangisi tevil..hangisi perdedir hangisi değil…

Ve bir gül goncası gibidir alem..

Ve düşer yağmur taneleri..her seferinde aynı görünen ama her defasında başka bir manzara olan levhalara bakar durursun…

Yine yağmurlu bir gündür..Güneşin çıktığı gün senin için dündür…

Yani bulutluydu hava ben görmedim..

O da görmedi.. Nefyettik kehkeşanın nurdan medet alan kalbini..Bedbin körler gibi göremedim güneşler güneşini…

İhtiyarsızdır bazı şeyler..hani sen irade etmezsin..En olmadık yerde batar içine kıymık gibi bir şeyler..Çekip alamazsın da kendini bir çırpıda..Çocukça bir isteğe asılmak gibidir sürtünmek..Ağlamaklı ve musrır…

İnatla kıvranan dertler kurumayan yara gibidir bazıda her şeylerin…

Git desen gitmez…

Sanki daha bi bezenir süslenir de öyle gelir…

Bazı derdi de sen seversin ben gibi...

Müptelalık kıvamında bir düşkünlük tiryakiliğinde kandırırsın kendini…

Her yer çamurdur mesela..Ve ekinsiz tarlalardan yürürsün..Tabanlarında kalınlaşan toprak katmanlarıyla…

Ve sonra duyarsın ki;Bir köpek kovalamış karanlıkta bir vefayı…Katlanmış ve belki ıslanmış.. ve de ağlamış cebinden düşmüş şarkıların ardından...

Camı da kırılmış müzik kutusunun…

Çokta üşümüş elleri ..sabahta soğukmuş yine…Renkler biraz daha koyulaşmış havada..Ülkenin kara suları daha bi kararmış..seçilmiyormuş mavisi..Hışhışıda olmasa tanınmayacakmış…

Küsmüşte biraz herhalde nasıldır diye de sormamış merakına…

Yani, araziden deryaya zamansız mekânsız geçmekte var hani düşteki karabet sebepleriyle…

Pusulasızdır bazı hisler..dinlemiyor simetriyi hendeseyi…

Hadiseler başka sesler çıkartsa da  tıkıyor kulağını bozgun tedirginliğiyle emeller…

Kıymetli kıymetsiz ederli ve edersiz değerli değersiz ne varsa gelir gönlünün kalburuna yığılır...

Ve eleklersin bir bir…

Bil hassa ağır olanları üstte kalır.Ve  daha bi göz alıcıdırlar...

İncesi serpilir üzerine ve elbisene yapışır.. silkinsen de kalır bir şeyler…

Bazı öylesi vardır ki; bile bile işlersin kendini..Bir dedikodu tutturursun içten içe..dedim demedi gibi…Belki daha da ileri bir şeyler…Yatıya da geleni olur ya canı sağ olsun…

Çökerme işleri işte…

Göçük altın da kaldığında olur..ve umursamazsın ömrü bütün önemiyle birlikte…

Ve sevimsizleşen inatlar da yüklenirsin umursuz ve cahilce bir cesaret koparır alır götürür mizansızlığa sorumlu ve mesul…

Ölçüsüz mesnetsiz ve meymenetsiz sabahlarsın odanın bir yerinde…

Direnmek ve didinmek cepheleri de düşer yenilgi sapağında…

İsyan denilmez belki..belki bir halt karıştırmak bir haddi aşmaktır.Gaye-i hayalini yitirmiş ezhanın ben eksenli dönekliğidir…

Resimden çiçek koparmaya alıştırırsın olasılıkların asalaklıklarını...

Mevhum ve muhalif şeyleri benimsersin yolsuz yordamsız…

Kökünü sökercesine duru bir an arar insan yaratılışı gereğince…

Çıkmaz sokakları olan bir şehrin caddelerinde dolanır dolaşırsın kendi ayaklarına…

İyice canın yandığında ve inlediğinde değişir belki her şey..Aman dilediğinde emanın da olur belki…

Yönü değişir esintilerin önü de açılır belki beklentilerin..Uzak dediğin yakınlaşır..ve ya seyredip hayran olduğun gölgelerin aslı hep başkadır…

Belki ne kadar gereksiz gevrekliklere bağlamışsındır boşluklarını…

Seraplar kamaştırmıştır beklentilerinin özlerini…

Öyle değildir belki de böyle dediklerin…

Hem bi bakarsın ki; ele avuca sığmazların hürdebini bir niyete sığar hem de sonsuzluk bahçesinde meyveler verir…

Belki gelmez dediğin gemilerde çıkıp gelir…

Yerli yerince her şey belki ve ben ellerimle yazdığım yazıları okuyorum aslında…

Bel ki her şey o kadar okunaklı ki ondan okuyamıyorum..bu yazgıya çektiğim hicaptır belki kazamı âtasız bırakan…

Belki dört mevsim hep bahardı ve hep meltemler vardı ve incelmişti su damlacıkları serinlik seher yüzlü bir tebessümdü…

Belki ürpermekte..sadece  gülümsemek  gibi bir şeydi……………………………………………….

 

 

M.Safitürk

 

 

14/12/2009 | Kategori: Edebihayat | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Bir kış günü..kış gülü gibi bişey...

 

 Kış günüydü bugün.Bildiğin bir kış günü…Soğukta cabası..zaten soğuk olur ya kış günleri..gülleri kavruk efkarın harından mıdır şu ıtırlı hava kim bilir.Varsa insan oğlu kim bilirlerin  sağlamasını yapar bir yol arar bilirliği ile..Hırçınlığı harçlığı gerekmeyen bir yol…

 

Üşümüş ve üşütmüşüm adam akıllı…Ne ot varsa, bir birine katıyor kaynatıyorum  bin bir türlü niyetle..hani inancımı da şeker niyetine..Henüz kötü bir şey olmadı..İçiliyor çaylarım demli demsiz ve geçiyor günler gamlı gamsız…Yazıyorum avlu kazıklarına çivileyip sadrı asuman sağanaklarından ıslandığım sözleri bir bir..

 

Yansın bağda gülüm..

Bülbüle kalsın efgan yadigâr…

 

Pervasız çekiyorum nemelazım usturasını..Raconu bu, yokluğun ..Bem beyazını kesiyorum kağıtların..Acı bir şatahat ..Çilekeşlik tasannu..Şu karanlık daha bi karanlık mı şimdi..Katarat mı oldu gözlerim, ne oldu..Bişey mi oldu sanki…

 

Başımı nereye yaslayım ..Eksiğe mi..Eksikliğime mi..Eksik olma dan bir temenni mi bulayım da konayım toz konmazına..Tüllerine takılayım usulca ve masalca…

 

Ne katarım hayata bilmiyorum..Ne çok şey dolu hayat…Belki zırvalamayım yok bişey yok bişey diyerek..Yok ki bişey zaten..ve soğuk olur kış günleri ..adı üstünde zaten..Üşüdüm epeyce..hastayım da biraz…

 

 

Gül, güle gülistan…

Mahbubun gönlü güldür..

Aşıkın adı bülbül…

 

Kim öte kim susa bu bahçede..ne gül bilir ne bülbül ya adı çıkmış dokuza inmez sekize…

 

Kim ki ihrak-ı sevdaya düştü maşuku güldür..

Onun nağamatının lisanı ise hep bülbüldür…

 

Yani; tercüme-i hali beyanda, arzuhali terennüm eden o dur..hem gülün marziyatını da sedalayan ona bir  dil olup mevzuyu ağdalayan da aynı bülbüldür...ne yaptıysa o yaptı…Ve bu Gülizar da yek pare top atışları var kalpleri kalp olanlarda…İmsak-ı ömrü sermestte, iftar beklerler savm-ı vuslata ebede değin…

 

Bir birine baka baka kararan üzümler gibi bir birine baka baka yanar kızarır güller..Sen bu renge edep de..Ben diyeyim, bir Habbe-i Suzan…Sen, ya beyazına moruna sarısına pembesine ve nicesi nedir de..Ben enva-ı taleptir hüsnü revnaktar diyeyim..her güzelin güzelliği bir başka güzelliktir..Ol güzellerin güzelliğini veren güzeller güzelidir diye söyleyeyim…

 

Öyle ya;

 

Gülde güle yanar..

Ol dem bülbül nazır-ı serfiraz…

 

Nereden çıktı deme..Gülcem gül deste her mevsim…Belki solar dökülür yaprakları..Ona da eyvallah…

 

Bildiğin kış günü..Hastayım ya biraz uyduruk bir sobanın önünde sırtım dönük oturuyorum..İlişmiyorum ilişmesine…Kalan sütünü de verdim kedi yavrusunun..hatırını soruyorum hatırsızın…Dönüp bakmıyor..dev gibi görünüyor gölgeler artık..Korkmuş da biraz..Korkasım geliyor zaman zaman..Sığıntı bir umud gibi…Kalbimde büzüşmüş kuşlarım da var artık………………………….

 

 

m_safiturk


11/12/2009 | Kategori: Edebihayat | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |